Salı, Şubat 26, 2008

Istanbul dan haberler

sanki bir rüyanin icindeyim .. hala burda oldugumua inanamiyorum, kendimi cimcikleye cimcikleye bacaklarim moraracak yakinda. Bu benmiyim burda olan, ya bu insanlar, onlarda beni görüyormu? yoksa hersey sadece bir rüyadan ibaretmi? uyanmayayim ozaman. uyanmak istemiyorum. Dün stajimin ilk günüydü, bölümün uzman psikologuyla konusmam oldu sadece, tam olarak persembe günü basliyorum. Persembe departmanin toplantisi olacakmis, kendimi tanicakmisim orda, sonra benim icin öbür psikolog ve psikaytrlar la program hazirlanacakmis, asil staj o gün baslayacak yani. Cok heyecanliyim. Persembeye kadar tatil yapiyorum :) geziyorum bol bol :) Adasimla hergün icin ayri bir program hazirladik, Istanbul kazan ben kepce oldum :) son günlerde cektigim resimlerden bir kac kare :


Cumartesi sabahi Adasimi coook bekleterek gittigimiz Ortaköy kahvaltisinda cektigimiz resimlerden bu da. Ben cumartesi gecesi geldigim icin, sabah saati de uyumayip 10 a kadar uyumusum :)

Bu resmide birgün sonra Seher ablacimla bulusmak icin gittigim de cekmistim, gökkusagina dikkat :)
Rüya gibi degilmi???ben cektim ... ben ..burdayim ..

Ciragan Sarayin da

kaldigim evin yaramaz kedisi pisi, ben findik diyorum kendisine :) yatagimi zaptediyor sürekli, bu resimde de sabah yatagimda gerine gerine yatiyodu :)

dün aksam Adasimla taksim gezmesi yaparken bu süper sokak arasi kafelerini kesfettik, sokagi bastan boya isiklarla süslemislerdi, dayanamayip, sohuk olmasina ragmen oturduk ve ilk beraberken ilk Efesimizi ictik :) altta resmi :)

nefistiiiiiiiiii ...

Dün aksam Istiklal üzerindeki kiliselere de girdik, karar verdik, ayine de gidicez, ben cok merak ediyorum, türkce de ayin yapiyorlarmis, görmek lazim gelmisken

gece ayri bir havasi vardi kilisenin

Mado da dondurmali profiterol :)

olmazsa olmaz, taksim sütis de kazandibi .. rüüüyaaa :)

Cezayir sokagi .. bence gezmeye, görmeye deger bir yer!

burasida Cezayir sokagi, resimdeki tatli da Adasim Cigdosh


Simdilik Istanbul resimlerin den bukadar, kesinlikle daha cooook resimde görüscez sizlerle :) bu arada annecim, babacim, esra, ebru ve saymadigim daha birsürüüüüü insan, ben cok iyiyim, merak edecek birsey yok, hersey yolunda, dönmeye bilirim ama :) ben burayi cok sevdim cooook!!! Bu hafta burdaki alman ögrencilerle bulusacagim, Seldacigimin Arkadasi Zeynep le haberlestik, onunla da bu hafta görüsecegiz, yani kimsem yok diye geldigim Istanbul da birsürü kapim oldu :) Allahim beni dogru insanlar la karsilastirdin, yüzümü kara cikarmadin, gönlüme göre verdin herseyi, minnettarim!


hepinizi cok öpüyorum!

Istanbul dan Cigdem !

Pazar, Şubat 24, 2008

Ahhh Istanbul ..

yaktın beni! sen ne muhteşem, sen ne acayip bir şehirsin??
Bir gören büyünden kurtulamaz!
Dün sabahtan bu yana Istanbul sokaklarında fırfır geziyorum! Dün ilk olarak sevgili Istanbullu Adaşımla buluştum, harika bir gün gecirdik, Ortaköy, Taksim, gezdirdi beni canım!
Bugünde Seher ablacıım ve tatlı arkadaşı turladılar benimle, Internetin zararları bir kenarda dursun, yararları inanılmaz! Öyle tatlı insanlar tanıdımki, hepsi birer iyilik meleği sanki.

Kendimi uzun zamandır olmadıgım kadar iyi ve mutlu hissediyorum, buraya gelmek, son yıllarda verediğim en doğru karardı!

Yaşasın yurdumun insanı!

Perşembe, Şubat 21, 2008

olmuyo olmuyo ..


söyle bi güzel türkiye heyecanina girmek istiyorum ama olmuyor. Nedenmi? enseme sinav cöktüde ondan! Cuma sabahi sinavim var, ve suan ders calisiyor(d)um, ama molaya ihtiyacim vardi, o arada bi postcukda yazayim dedim, fenada etmedim yani. Sanirim sinavi verdikten sonra kendimi türkiyeye gidiyomus gibi hissedicem, öyle umuyorum en azindan. Cuma gece saat 22.45de havalaniyom :) ders arasinda camasir yikayip ütü yapip bavul yerlestiriyorum, evde heryer heryerde bizim oranin deyimiyle, yani aradigimi buluyom, nede buldugumu anliyom, o bicim yani, anlasilmistir umarim?! Sayim isi bitti ama benimde pilim bitmis, bunu farkettim bugün, üstüne bide sac kestim bu aksam önderle bi alman kizin, sonra da necotla kaktüsü ziyaret ettim, necota benim odanin yedek anahtarini verdim, evde sadece birtane cicegim var, bu güne kadar benim zulmüme dayanip solmayan, ben gidince solmasin diye necot gelip suluyacak hep, aslan komsu :) aslinda onun evine birakacaktim ama sonra olmaz dedi, cicek senin elinde ölmedi, ama kaktüse dayanamaz, kaktüs eseler falan yazik olur dedi, sen döndügünde bos saksi vermek zorunda kalirim dedi. Bu arada Kaktüs necotun 5 yasindaki kedisi :)
yarin evi temizlemem lazim bide, böyle hanya konya usulü birakmak olmaz, gelince giresim olmaz esikten iceri, bilirim kendimi.
Kafamda sürekli kesin biseyleri götürmeyi unutucam korkusu var, böyle birsürü isin arasinda bavul hazirlamak eziyet oldu bana, ve eminim birseyleri unutucam, önemli seyler olmasa bari diyerek sakinlestiriyorum kendimi. Yarin temizlik disinda ööööölecok isim varki, hepsini not ettim unutmayim diye, postaneye gidicem, vergi dairesine gidicem, afis asmam lazim (öbür ek isim), sonra afis astigim yerlerin resmini cekip, onlari düzenleyip aylik rapor yazip yolliycam, kopya cektirmeye gitmem lazim, e bide türkiye ye gidecek birsürü ivir zivir almam lazim, o arada bide sinav öncesi günü, sinava son kez konsantre olup ezber yapicam, evet ezber, baska care yok, miniminnacik bir kopyacik da alirim yanima, her ihtimale karsi, hani birseyi hatirlamazsam eger tuvalete gidip bakmak icin, napim beyindeki kapasitede biyere kadar, doldu, daha da almiyo, denedim, bastirdim ama iiihiih almiyo.
Keske bi yardimcim olsa, bütün islerimi o halletse yarin, keske ..

Bu türkiye ye gitmeden önceki son yazim sanirim, bidaha yazamam, artik türkiyeden de internete girdikce yazarim azbiraz bisiiler.
Aklima bisii daha geldi, yazayim da kurtulayim, Avrupa yakasi ni izleyenler vardir aranizda herhalde, ben manyak bi hayraniyim dizinin, en son bölüm öyle güzel öyle güzeldiki sürekli bir karesi aklima geliyo. Osman abi Sacit le Sahika nin görüsmesini yasakliyor ve Sacit Sahikayi sevdigini anliyor ama bunu birtürlü kendine ve cevresindekilere itiraf edemiyor, sonra gülenay abinin mayis mayis arabeski sarkilarindan birinde kopuyor, salya sümük agliyor, ve duygulariyla yüzlesiyor, kendini daha fazla tutamiyor ve haykiriyor Sahikayi seviyorum diye, sonra Sahika da sevdigi seyleri sayiyor, en güzeli de bu : ne güzel ele geliyordu, lokum gibiydi..
iste bu cümlede koptum, yani birsey ancak bukadar güzel ifade edilebilirdi! Sahika balik etinde baya etli butlu bi kizcagiz, sacite de manyakca asik, ama sacit onunla zoraki bir beraberlik yasiyordu, sahika nin tipini falan begenmiyordu, kilolu buluyordu, aslinda manken hastasi bir erkekti, nitekim sahikadan ayrilinca aslinda zorunluluktan degilde, zamanla onu sevmis oldugunundan dolayi onunla oldugunu anliyor. Bence cok düsündürücüydü, aslinda hoslandigini sandigi kadin tipine cok zit bir kiza asik olmasi, demekki bizi kafamizdaki net olan kaliplar yönlendiriyor, o kaliplardan uzaklasip farkli seylere yöneldigimizde, o aslinda sevmedigimiz seyleride sevebiliyoruz zamanla. Anam simdi türkce olarak tam anlatamadim istedigimi ya neyse, siz beni anlamissinizdir :) ama cok güzeldi, izlemenizi tavsiye ederim, ben o sahneyi izledigimde kendi dünyevi komplekslerimden bir an siyrildim, amaan be ben de buyum iste, seven böyle sevsin, demekki balik etinde oluncada güzel olunuyo dedim .. ama bir an sadece :) sonra yine ay göbegim cikti, ay popom büyüdü, ay gene kilo aldim diye aynalardan uzak durdum, insanlik hali iste, dünyanin bütün derdi dururken bööle gecici seylere takiyoruz. Kendiyle barismali insan, ben hala calisiyorum bu konu üzerinde, anlasilan o ki, daha coooook calismam gerek cooooook.. !

simdi derse geri dönme vakti, hepinize de hoscakalin deme vakti, umarim ayrilik uzun sürmez ve Istanbuldan da yazarim bol bol. Kendinize iyi bakin, eger önümüzdeki günlerde herhangi gazetenin mansetinde olay bi haber okursaniz, icinde bide cigdem ismi geciyosa, bilinki kesin benimle ilgili bisiidir, istanbulda ortalik karismistir! gitmek var dönmek yok, hakkinizi helal edin ve mansetlere dikkat edin emi.

hepinizi birden kucaklarim!

beni unutmayin ..

Salı, Şubat 19, 2008

acil bir post birakayim dedim .. annemlere gideli bidaha yazmaya firsatim olmadi.
Annem simdi iyi, yani duruma göre iyi, hala ameliyat sonrasi kendini toparlamaya calisiyor, sonuc olarakta, rahminde bulunan kanserli hücreleri (yumurta büyüklügündeymis) tamamen almislar, geriye büyük bir yara kalmis, kendini toplamasi o yüzden uzun sürüyor. Simdilik hücreler hep alinmis, birsürü ilac almasi gerekiyor simdi, sürekli kontrol altinda olacakmis yeniden üremesini gözetim altinda tutabilmek icin. Moralini yüksek tutyoruz, allahtan bukadar erken teshis edildi, allah kimseyi bu hastaligin eline düsürmesin, insallah annemde tamamen atlatacak, bunun icin hepimiz yaninda olucaz, dua ediyorum ve allaha güveniyorum.
Annemlerden geleli hergün yogun gecti, sayim a basladim, hergün sabah tan aksama kadar calisiyorum, bi yandanda ders calisiyorum, cuma sabah sinavim olacak. Is le ders calisma ayni anda pek iyi gitmiyor simdilik ama basarmaya calisiyorum diyeyim artik.
Cuma gece türkiye ye ucuyorum, bilmeyenlere duyrulur, dört gözle bekledigim Istanbul staj i sonunda haftaya pazartesi baslayacak, nasi olcak ne olcak bilmiyom ama hayirlisi deyip gircem bu yola:)
Sevgili Ilknur-Günes-Muhittin-Gökhan, eger simdi bunu okuyosaniz, burdan istediginiz bisey varsa, bana mail mesaj herhangi birsey atin, mümkün oldugunca mutlaka getirmeye calisirim!
Acele edin ama, Cumaya kadar az kaldi, anca yetistiririm ok!

Simdilik bukadar gitmeden bi yazi daha birakirim belki!
öptüm hepinizi!

Cumartesi, Şubat 02, 2008

kacmaya calisiyorum ..

ders calismam gerekiyor aslinda, 22.2. ta sinavim var bitane, bu dönemin son sinavi, ama konsantre olamiyorum derse bitürlü. Kafamda bin tane sey dolasiyor, doktorla konusup azcikta olsa rahatlamadan hicbirsey yapamiyorum, elim gitmiyor. Vakit duruyor sanki. Sorumluluklarimdan ve yapmam gereken seylerden kaciyorum ve sacma bahaneleri sebep gösterip kendimi kandiriyorum. En iyi yapabildigim sey bu zaten, kendimi kandirmak, üstüme kimseyi tanimam bu konuda.
Varsin bugün de böyle gecsin, ugrasmaya hic halim kalmadi.

Annemler bana Laptop aldilar yilbasi hediyesi olarak, benim eski devasa bilgisayardan kurtulma vaktim geldigini düsünmüsler, cok sevinmistim. Uyanali eski bilgisayardan buna usb stickle aktarma yapiyorum, uni icin gerekli dosyalari falan, eski bilgisayarin hafizasini bosaltmam gerekiyor, acelesi yoktu ama dedimya bahane gerek, kilif uydurmak lazimdi.

Bir sürü eski resim cikti, unutmus oldugum, biraz mutluluk yasadim desem yalan olmaz, bakip bakip güldüm kendi kendime.
Bi kismini buraya yüklemek üzere ayirdim, hic resim yüklemiyorum buraya, abuk subuk seyler yüklemisim hep, güzel seyler yükleyim, mutlu olayim dedim.

Anneciimle Babaciim, benim kalbimde gönlümde dünyanin en tatli cifti, ne annem gibi bir annenin, nede babam gibi bir babanin var oldugunu düsünemiyorum, onlar tek benim gözümde. Sanirim her Cocuk öyle düsünüyordur. Hep bu resimdeki gibi olsunlar, hep böyle mutlu hep böyle bir arada, hic ayrilmayalim.



bu resimde cok cok özel bir insan var :) Gökhan umarim hatirlamissindir cektigimiz günü. Ozamanlar tabi senin ne bicim süper bir insan oldugunu henüz bilmiyordum, kim derdiki üc yil sonra sana karsi böyle devasa hisler besleyecegim :) ben hic beklemiyordum, zira ilk tanistigimizda gicik olmustum biraz, mutfakda didem le sohbetimizi hatirladinmi? Ne kil bi herif demistim kendi kendime, ki ozaman hepimizin tasidigi ve gözümüzün önündekini görmeye engel olan yüklerimiz vardi (hic atildimi ki diye sorma, hic girmeyelim bu konulara)

bu pozuda biliyosundur, hatta senin bereyle bikac degisik pozda resmini cekmistik :) ama söz vermistim taa ozaman hic yayinlamam onlari diye! Onlar bana ilerde santaj icin lazim :)
Hatta senin saginda bir kisi daha vardi resimde, kendisini kesmis ve cikarmis bulunuyorum, gölge düsürmesin diye güzel dostlugumuza! Hiyar herifin tekiydi zaten, büyük bir kayip degil bence.. Resimde sen ol sadece, gerisi toz buz.


Ilknurum benim, illa öyle poz istiyorum diye, künefeyle bana poz veren yegane bacim :) Ilk kez 2 yil önce beraber tatil yaptik, arkadasligimiz bütün korkularimiza ragmen zarar görmedi :) Sarmas dolas 3 hafta gecirdik cümbür cemaat, artik resmen kardes olduk derim ben, ben öyle hissediyom.

Ilknurumun bide seker ötesi bi kardesi var, Öznur. Onlari zaten cift sevmek lazim hep, ayri ayri olmuyor :) ben tatile geldigimde genelde birimizin evinde sabahlariz, burda da öyle, Herbornun yaz senliginde sabaha kadar senlige katilip sabah yatmistik, resimde de ben haric herkez sinir kusuyor uykusuzluktan. Pijamali balkonda sabah kahvaltisi, tembellik dedinmi bir numarayim :) Pijama icin yaratilmisim zaten .. öhöm ..

buda balkondaki kahvaltiya eslik eden manzara. Didem Herborna ilk geldiginde, "hayalimdeki almanya hep burasi gibiydi" demisti, ve bizim baya bi dilimize düsmüstü. Insan sahip oldugu seyin kiymetini bilmiyor belkide, Didem in bakis acisindan bakinca hakkaten güzel bir kasaba, biiz anlamiyoz sadece. Yozlastikmi ne? Hayirli olsun!


niye bu resimde böyle üzgünler diye sorsaniza bi !!
Benim tatilimin bittigi ve Göttingen e dönecegim günün öncesindeki
suratlari böyleydi .. gercekten :)
Hep bu sekilde ayriliyoruz desem yalan olmaz herhalde, birbirimizin cok seyi olduk.






tatil resimleride var, olmazmi? Burasi Bolu Dagi, cok güzel bir tatildi ...







Kapali Carsi, seviyorum orayi .. gezdim, gördüm, memleketim gibisi yok, her ama her acidan, sinirsiz olarak. Ne iyi ettin Gökhan gitmekle. Tamam belki benden uzaktasin ama yinede iyi ettin, zeki ve akilli arkadasim benim.







Bu tam geyik bir resim, tam turist gibiyim, gelipte beni kaziklayin diye sinyal veriyorum herkeze. Onlar herzaman duyuyormu ne?
Cok resmi bir resim olmus, ama nadiren normal ve abuk subuk görünmedigim resimlerden birisi. Sanirim?!







Iyi geldi bana bu resim turu.

Cuma, Şubat 01, 2008

güvenebilmek lazim ..

kac gündür kendimde degilim. Sakinan göze biseymi batarmis .. neydi o söz, hatirlayamiyorum simdi. Yeni yil bize iyi gelmedi, hic iyi baslamadi.
Annemin aylardir karin bölgesinde agrilari vardi, tipik Anadolu kadini, umursamiyordu, yediklerimdendir, giydiklerimdendir diye diye agrilari cekti sineye.
Zamansiz kanamalari olmaya baslayinca artik, jinekologa gitti sonunda. Belki daha önce de giderdi ama yillardir gittigi jinekolog emekli olunca, yeni bir doktor bulup gitmeye korktu galiba.
Bir arkadasinin gittigi jinekologdan termin aldik yilbasindan hemen sonra, muayeneye gitti, ve düsündügüm gibi agrilari, kanamalari hic hayra alamet degilmis.
Ur varmis rahminde, biseyler toplanmis, jinekolog ne oldugunu kesin tanimlayamadigi icin hemen ameliyat icin yakin hastanedeki op. doktordan termin aldi ve teshisi koyabilmek icin rahmindeki o urdan parca alinmasi icin talimat verdi.

Iki hafta önce oldu ameliyat, bu günlerde sonuclar gelecekti, o yüzden dün bütün sabah telefonda gecti günüm. Annem jinekologun muayenehanesini aramis ve onlar sonuclar gelmedi demis ve annemi sepetlemisler telefonda. Sonra ben aradim, bana karsi da ayni muamele.

Sonra hastanedeki doktorun muayenehanesini aradim, onlara sorayim bide, belki gecikmistir sonuc dedim, onlarsa sonuclarin iki gün önce annemin jinekologuna gönderildigini söylediler.

Yine aradim jinekologu, sonuclar postalanmis size, nasil olur siz gelmedi diyorsunuz diye sordum, yine sepetlendim. Hastane doktorunu birdaha aradim, israrim üzerine sonuclari bide faxla göndereceklerini söylediler. Yarim saat bekledim, fax artik ellerine ulasmistir diye jinekologu aradim, sonuclari bide faxladilar, artik anneme acil bir termin verinki neler oldugunu bilelim dedim, telefondaki kadin halden anlamaz umursamaz biri resmen, fax geldi ama sonuc yok sadece ameliyat raporu geldi dedi .. nasil olur, sonuclari faxladilar dedimsede, yok burda sonuc dedi. Baska care yok öbür doktoru bidaha aradim, onlarda mümkün degil, elimizde ciktisi var, hem ameliyat raporunu hem sonuclari yolladim dedi, sonra acidi bana, ben simdi jinekologu ararim, gerekirse birdaha faxlarim, onlara söylerim sizi bugün arayip termin versinler dedi.
Aradim bir saat gecti, jinekologun muayenehanesinden aradilar, yarin anneniz gelsin dediler.

Bunlar ne bicim bir hizmet veriyorlar anlamadim ben, nasil insanlar onu hic anlamadim, Kanser tehlikesi olan bir kadina bu eziyeti niye cektiriyorlar? Düsünemiyorlarmi kadincagiz uyku uyuyamiyor korkudan, hergün sonuclari bekliyor dua ederek?!?

Cok doldum anlatamam.

Bu sabah annem gitti jinekologa, muayeneye girince doktor sonuclariniz gelmedi ama daha demis!!
Cildirmak elde degil, annemde demis, kizim dün okadar ugrasti faxlatti bide, nasil olur gelmez?! Annemi yarim saat bekletmisler, muayenehanede sonuclari aramislar, sonra bulunmus, ama bu nasil bir organizasyon? Resmen eziyet cektirmek degilmi?
Doktor hanim sonra sonuclarla ilgili birseyler söylemis, ama söyledigi seyler annemin üzerindeki yükü hafifletmemis, almis sonuclari falan ev doktoruna gitmis (ne hikmetse bizim 30 yildir ev doktorumuz olan Dr. Sbresny de emekli oldu ve yerine alisamadigimiz bir kadin geldi), zaten kadina isinip güvenemiyordu, kardesimi de almis yanina, sonuclar ne diyor diye sormus, kadina, kanserli hücreler mi ne var demis, bulduklarini almislar, simdi takip edilmesi gerekiyor, yeniden olusacakmi diye demis. Bukadar. Bu izah yeterli degil kanimca, insani rahatlatacaklarina bin tane soru isareti daha birakiyorlar kafada.
Haftaya hastanede ameliyati yapan doktordan termin alicaz, bende gidecegim annemle, iyice sorup ögrenecegiz, ne yapmamiz gerek, bundan sonra ne olacak diye.

Almanyada böylesine desorganize olmus bir jinekolog muayenehanesi ve böylesine ilgisiz ve düsüncesiz bir jinekolog görmedim ben. Nasil istir anlamiyorum, böyle bir durumda olan bir kadina özel ve istisnai davranmak gerekir, okadar basit birseymi kanserli hücreler var demek?!?

Allahtan herseyin iyiye dönüsmesini, anneme ailesiyle beraber uzun bir ömrü bagislamasini diliyorum her gün. Yeterki bizi ayirmasin, ne gerekiyorsa yaparim bunun icin.

Ben Hep Seni İzliyor Olacağım

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez. Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler.

Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki. Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler...

"Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak. "Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı. Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....

Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı. "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı. Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık. "

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya.."

"Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı. Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı. Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...

Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...

İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti. Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını.

Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi... Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi.

İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu. Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı? " son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:

"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."