Pazar, Mart 06, 2011

bahar gelmis ve ben büyümüsmüyüm neyim .. ne bileyim ..

Havanin güzelligi inanilmazdi bugün! Ders calisildi ve ardindan is arkadasimla güzel havanin tadini cikarmak icin yürüyüse ciktik göl kenarina dogru, ders arasinda cok güzel bir degisiklik oldu.

Artik yaz gelsin, tiril tiril giyinelim, atkiyi eldiveni atalim bi kenara ve günesin tadini cikaralim. Yazi cok özledigimi anladim bugün .. birazcik günesin insan ruhunda biraktigi etki müthis!

Ögrenmenin yasi yok gercekten. Hergün insan kendi hayati ve kisiligi icin birseyler ögrenebilir ve ögrenmelide. Ne yazik ki bircok insan kendini dünyanin merkezi zannediyor, kendisinin herseyi bildigini ve "pistigini" saniyor, ki bu büyük bir yanilgi. Hic bir zaman yeterince bilgiye ve olgunluga sahip olamayiz, kac yasinda olursak olalim, her yasta gelismeye ve olgunlasmaya devam edebilir insan.

Dün Emre ile ettigimiz muhabbetlerden özetler cikarmaya calistim bütün aksam kendime, Emre cok iyi bir arkadas, cok dogru cok güvenilir ve gercekten "dosttur". Sizi pohpohlamaz, aciginiz varsa bunu size gösterir ve o acigi kapatmanizda yardimci olur elinden geldigince, cok insaniyetli bir insan.
Basimdan ne geciyorsa, ne yasiyorsam, ilk fikir almak isteyebilecegim insan Emre oldugundan, mutlaka anlatirim, mutlaka onun düsüncesini bilmek isterim. Onun ve diger arkadaslarimin söyledigi seyler hep ayni, artik kalip seklinde "bu kadar saf olma" -  "bu kadar salak olma" - "bu kadar insanlara güvenme". Ne deseler haklilar. 

Saglikli bir insan tanistigi birine karsi daha temkinli daha dikkatli davranir ve o insana karsi güvenme yüzdesini ona göre belirler, tanidikca güveni artar (yada artmaz). Bende yok öyle birsey, kimsede art niyet aramiyorum, herkese en basindan yüzdeyüz güven verir, ve yaptiklariyla orantili o güveni belki düsürürüm ama en basindan acik cek veriyorum. Saf ve salak olmam bu yüzden. Yoksa kim, hic tanimadigi bir insani kalkip evine alir? Ya elinde keserli sapik ise evinize aldiginiz kisi? Kadina erkege bakmaz bu isler, her halikarda sapiklik olabilir. Iste ben böyle bir salagim ve insanlara yüzdeyüz güveniyorum herzaman, sonrada hakkimda bildiklerini ögrendiklerini bana karsi kullanmaya calisip zarar vermeye calisiyorlar, saklim gizlim yokya. Kücük bir cocuk gibiyim bazen, kendimi hakkaten öyle hissediyor olmamda garip geliyor bana. 

Hayatimda hic kin tutmadim, kimseye karsi. Kin tutmak nedir bilmem. Bu güne kadar ne yasadimsa, zarar bile gördümse, yinede hic bir insana karsi kin tutmadim. Sevgili falan degil kastim, arkadaslik, bana iyi gelmedigini ve zarar gördügümü anladigimda yollarimi ayirdigim arkadaslarim oldu, hayatimdan cikardigim insanlar oldu, bu insanlar yeri geldi yeniden yolumu kestiler, ve ben aradan gecen zaman icinde o insanlar degismis olabilecegini düsünüp onlara tekrar tekrar sans taniyip hayatima aldim, ama yine zarar gördüm. Ilginc olan ise, böyle seyler yasamis olmama ragmen, bu huyumu yenememem. Carola da buna cok kiziyor, bir insana kac kez sans verilir diye soruyor ve cevap veremiyorum ben bu soruya. Herkesin özünde iyi bir insan oldugunu düsünüyorum, dünyada kötü niyetli insanlarinda yasadigini unutarak.

O yüzden, bazen, herhalde bana müstehak bu olanlar diyorum. Baska türlü akillanmadigim icin belkide. Yinede kin tutmam ve kimseye beddua etmem cünkü kötü söz herzaman dönür dolasir sizi bulur ve sizin biyerinizden cikar acisi. En mutlu insan kendi ile ve dünyasi ile barisik olan insandir. Kendini sevmeyen insan baska insanlari da sevemez cünkü sevgiyi hissetmekten yoksundur. 

Olgunlastigimi düsünüyorum, biraz daha birseyler ögrendim kendim icin. Hakkimda konusan bir insani, sahipsiz havlayan köpeklere benzetiyorum (burada köpeklere hakaret etmek degildir niyetim), ama o köpegi birakirsiniz havlar bir süre sonra yorulur susar. Baskalari hakkinda kötü seyler düsünen ve söyleyen insanlarda öyle, havlarlar bir süre sonra havlamalari havada kaybolur gider, ve zararli cikanda kendileri olur. 
Ben kendimi biliyorum zaten, o yüzden hayatimda hic bir deger teskil etmeyen bir insanin hakkimda ne düsündügü beni hic rahatsiz etmiyor, istedigine istedigini söyleyebilir herkes, ben kendimden ve hayatimda olan insanlardan eminim ki .. kimse benim degerimi "havlamasiyla" yok edemez. Buna kimsenin gücü yetmez, o kadar da bi yürege sahibim evet :)

Alevilikte insanin "özü" cok önemli bir yere sahip. Özü olmayan bir insan bos bir kalip gibidir ama özüne varmis insanla hangi yola cikarsaniz cikin, sizi asla yariyolda birakmaz.

Ben özüme vardiktan sonra, kimse beni dogru yolumdan sasirtamaz.

Annem, Babam, beni böyle yetistirdiginiz icin size duaciyim .. iyi ki varsiniz.

iyi pazarlar ..

Dün hic ders calismadigim icin, bu sabah erkenden kalkip kitaplarimin basina oturdum, gurur duyuyorum kendimle :)

Cumartesiyi alisverise ayirmistim dün, beraber kahvalti yaptiktan sonra Emre ile beraber magazalar kapanana kadar, kot, gömlek, kazak, corap, ceket ne bulduysak aldik. Magazalarin ici cok sicakti ve disarisi cok soguktu, gir cik derken terli terli soguk carpti sanirim, aksam inanilmaz bir bas agrisi cektim ve o yüzden bir sayfa bile okuyamadim. Hasta olacagimi sanmistim ama cok sükür sabah cok dinc kalktim yataktan. 
Cok eglenceli bir Cumartesiydi ama, yani hasta olsaydim dahi gam yemezdim :) alisverisin arasinda kendimizi ödüllendirmek icin bir kahve ictik uzun uzun muhabbet ettik, Emrenin burada olmasina ne kadar seviniyorum anlatamam, insan sevdiklerine kavusunca onlari yokluklarinda aslinda ne kadar cok özledigini anliyor.

Emre evde buldu, 1marttan beri kendi evinde kaliyor, allahtan esyali ev buldu ve esya dizme derdinden kurtuldu, geri kalan ufak tefekleri hep beraber imece usulü ayarlamaya calistik, artik yavas yavas dizeriz herseyini, en azindan caydanligi var bile :)) en önemli esya caydanlik zira :))

Sinavima cok az zaman kaldi, basariyla verip devamini getirecegimi umuyorum. 

Herseyin cok güzel olacagindan hic süphem yok, evet evet, hersey cok güzel olacak.

Ailenizin Psikologu cigdem, cok yakinda :)

mutlu pazarlar hepinize!

Çarşamba, Mart 02, 2011

vermeyince mabud, neylesin Sultan Mahmud?!?


Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. 
Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor. 
Tıkandı baba, çay getir. Tıkandı baba, oralet getir...

Bu durum Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş.

"Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?"
"Uzun mesele evlat", demiş Tıkandı baba, "Anlat baba anlat merak ettim" deyip çekmiş sandalyeyi. 

Tıkandı baba da "peki" deyip başlamış anlatmaya;

"Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. "Benimki de onlarınki kadar aksın" diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden " Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. 
Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım "Tıkandı baba" ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz".

Tıkandı baba nın anlattıkları Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına ;
"Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz"
Sultan Mahmut un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. " Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken "Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim" demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya: 
"Taze baklava, güzel baklava !" 

Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. 
Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. 
Yahudi hiçbir şey olmamış gibi "Baba baklavan güzeldi, Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım" demiş. Tıkandı baba da "Peki" demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba dan baklavaları satın almış. 

Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut; Bizim Tıkandı baba ya bir bakalım, deyip Tıkandı baba nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan;
"Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi mi?", demiş
"Geldi sultanım", "Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?"
"Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım".

Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.
"Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel", deyip almış ve Devletin hazine odasına götürmüş, "Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir", demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. 
Sultan demiş; "Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar" demiş ve askerlerden birini çağırmış
"Alın bu adamı Üsküdar ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş". Padişahın adamları "peki" deyip adamı alıp Üsküdar a götürmüşler. 
"Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım", demişler. Baba,
"Niçin?", demiş. Askerler
"Hele sen bir beğen bakalım" demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline
"Ne olacak şimdi", demiş,
"Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı". 

Adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. 
Adamcağız oracıkta ölmüş. 
Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş; 
           "VERMEYİNCE MABUD,
        NEYLESİN SULTAN MAHMUT"